+90 232 342 8292 metinbodur@yahoo.com Mustafa Kemal Caddesi, Çelik Apt. No:20-1 Kat:3 Bornova- İzmir

Çocuklarda doğru beslenme

Beslenmesine dikkat etmeyen çocukların geçirdikleri hastalıklar ağır seyretmekte, boy gelişmesi ve ağırlıkta gerileme görülebilmektedir.

Çocukların beslenmesi karbonhidrat ağırlıklı olmalıdır.

Çocuklarda beslenme

Çocuklar hızlı bir gelişim içindedirler. Bu sebepten dolayı hayatın her evresinde olduğu gibi beslenme, bu dönemde de önemlidir ancak gelişme evresinde olan bireyler olmalarından türü daha ayrıcalıklı bir öneme sahip olduğu söylenebilir.

Beslenme, birey ile aile sağlığı açısından önemli olduğu kadar toplumunda fiziksel ve ruhsal sağlığı açısından da büyük önem taşır. Çünkü toplum bireylerden oluşmaktadır.

Beslenme, daha doğumdan öncesine uzanan bir dönemde dahil edilmesi gereken bir öneme sahiptir. Doğum öncesinde iyi beslenmeyen bebeklerde sürekli (kronik) beslenme bozuklukları oluşabilmektedir. Bu çocuklarda bulaşıcı hastalıklara yakalanma daha kolay olabilmektedir. İyi beslenmeyen bebeklerde büyüme yavaş olmakta; zeka geriliği ve davranış bozukluğu görülebilmektedir.

Beslenmesine dikkat etmeyen çocukların geçirdikleri hastalıklar ağır seyretmekte, boy gelişmesi ve ağırlıkta gerileme görülebilmektedir.

Hayatın belirli dönemlerinde beslenmeye dikkat etmek yeterli değildir. Önemli olan hayat boyu iyi beslenmektir. Çünkü hayatın ilk dönemlerinde yetersiz ve dengesiz beslenmeni zararlarını daha sonraki yıllarda düzeltmek mümkün değildir.

Beslenme konusunda daima dengeli olmak ruh ve beden sağlığı için çok önemlidir.

Bedensel ve ruhsal gelişme aşamasında beslenmenin çok önemli etkileri vardır. Örneğin, küçük yaşlarda uzun süreli yetersiz protein ağırlıklı bir beslenme, önemli bedensel ve ruhsal yeteneklerin gelişimini aksatır. Gereğinden fazla beslenme ise bedensel ve ruhsal verimliliği arttırmaz, yalnızca yağdokunun aşırı gelişmesini sağlar. Tombul bir çocuk ince yapılı bir çocuktan daha sağlıklı değildir. Bir hastalık sırasında, yağdokuları gelişmiş tombul bir çocuğun daha fazla yedek güce sahip olacağı kanısı doğru değildir. İnce yapılı çocuklar daha dayanıklıdır ve genelde pek çok hastalığı daha kolay atlatabilirler. Çocukluktaki aşırı besi alışkanlığı çoğunlukla yetişkinlikte de sürdürülür.
 

Yetişkinlikte aşırı besi ise hastalıklara yatkınlık ve kısa bir ömür anlamına gelir. Çocuğun gelişimindeki, bebekliği(1. yaşın sonuna kadar), küçük çocukluğu (6. yaşın sonuna kadar) ve okul çocukluğu (7-15 yaş arası) aşamalarının dikkatle izlenmesi gerekir. Bu gelişme aşamalarının her birinin beslenmede ayrı bir özelliği vardır.

Nasıl dengeli beslenebileceğimize değinmeden önce besin gruplarına bir göz atmada, onları biraz tanımada fayda vardır.

Besinler üç ana gruba ayrılırlar: Proteinler, yağlar ve karbonhidratlar. 

Proteinler (Yapıcı Besinler): Biyolojik denge için gerekli protein; demir ve kalsiyum bakımından zengin besinleri içerir. Bu tür besinler hücre yapımı ve yenilenmesinde büyük rol oynar. Proteinlerin ana görevi yeni doku yapma, dokuları tamir etmedir.

Proteinler genel olarak; et, balık, sakatat, süt, peynir, yoğurt, yumurta, soya fasulyesi, kuru fasulye, fındık, fıstık, badem, ceviz, tahıl ve bazı sebzelerde bulunur. 

Karbonhidratlar (Alet Besinler): Karbonhidratlar hemen enerji sağlayarak vücudun zihin ve fizik çalışmaları için gerekli enerjiyi verirler. Karbonhidratların eksikliği bitkinliğe, sağlığın bozulmasına, zihin konsantrasyonunda azalmaya yol açar.

Yeterince karbonhidrat içermeyen besinlerle çocukların beslenebilmesi mümkün değildir. Karbonhidratlar en kolay sindirilebilen besinlerdir ve tüm besinlerin içinde en kısa sürede enerjiye dönüştürülebilenlerdir. Çocuklar, ihtiyaç duydukları enerjinin en azından yarısını karbonhidrat içerikli besinlerle almalıdır. 

1g karbonhidrat 4,1 kalori içerir. Tam tahıl ekmek türleri, yulaf ezmesi, irmik, patates, baklagiller ve meyveler karbonhidrat açısından zengin, çok değerli besin maddeleridir. Bu besin maddeleriyle öncelikle B1, B grubu ve C vitaminleri ihtiyacı karşılanmaktadır. Yine bu besin maddeleri, protein, kalsiyum, fosfor, demir gibi önemli maddelerin yanı sıra, normal bir bağırsak işlevinin sürdürülebilmesi için gerekli olan posaları içerirler. 

Çocukların beslenmesi bu nedenle karbonhidrat ağırlıklı olmalıdır. Hamur işleri, beyaz ekmek, pasta, şeker, bal, marmelat, şekerlemeler, çikolata, dondurma ve öteki tatlılar biyolojik açıdan daha az değerli besin maddeleri olarak tanımlanırlar. Meyve suları da bu gruba dahildir. Sayılan bu besin maddeleri, vitaminler ve önemli besin maddeleri açısından pek değer taşımazlar, ayrıca bağırsaklar için çok önemli olan posaları da içermezler. Bu nedenle, bu besin maddeleri küçük çocukların ve okul çocuklarının karbonhidrat ihtiyacının ancak küçük bir bölümünü karşılamalıdır. Tatlılar, pastalar ve tatlı meşrubatlar öğün aralarında tüketilmemelidir. Bunlar iştahı kapatır ve dişlerin çürümesini hızlandırırlar. Özellikle bonbon, karamel ve çubuklu şekerlemelerin emilmesi dişleri çok olumsuz etliler. En doğrusu, şekerli maddelerin çocuklara yemeklerin ardından az miktarda verilmesidir. Ama sonra dişler mutlaka fırçalanmalıdır! Çocukların düzenli biçimde diş fırçalamaya mutlaka alıştırılmaları gerekir.


Yağlar (Yakıt Besinler): Dengeli beslenmede bu üç grup besin vücudun ihtiyacı oranında sürekli ve dengeli bir biçimde tüketilmelidir. Şöyle ki: Normalde günlük besinin %15-20’si protein grubundan, %55-65’ı karbonhidratlardan, %25-30’u da yağlardan oluşmalıdır.


Öğünler: Bir çocuğa değişik ve iştah açıcı biçimde hazırlanmış çok yönlü yemekler yedirilmelidir. Önemli olan, öğün saatlerinin belirli bir düzene oturtulmasıdır. Arada bir şeyler atıştırmak diye de bilinen zamansız beslenmek, çocuklarda iştahın oluşumunu önler. Yemekler sakin ve huzurlu bir ortamda yenilmelidir. Sağlıklı bir iştahın oluşması için başlıca şart, çocuğun dışarıda gönlünce koşup oynaması ve yeterince uyumasıdır. Günde 1 öğün mutlaka sebze yemeği tüketmesi sağlanmalı, saatlerinde yemek yeme alışkanlığı sağlanmalı, her gün en az 3 porsiyon meyve tüketmesi sağlanmalı, su içme alışkanlığının kazandırılması başlıca dikkat edilecek hususlardır.

 

Enerji ihtiyacı: İnsan, tam bir bedensel ve zihinsel dinlenme sırasında bile, temel tüketim olarak adlandırılabilecek bir enerji harcar. Her tür hareketlilik ve gelişme için de ayrıca enerjiye ihtiyaç vardır. Bu enerjiyi, protein, yağ ve karbonhidrat içerikli besinler sağlar. Bedenin her kilosunun günlük enerji ihtiyacı çocukluk yılları boyunca belirli bir azalma gösterir. Bunun nedeni, temel tüketim ve gelişme için gerekli olan enerji ihtiyacının azalmakta oluşudur. Buna karşın, günlük enerji tüketimi yaşın ilerlemesiyle paralel olarak artış gösterir.
 

14-15 yaşındaki kızlar enerji tüketiminde günlük 2400-2700 kaloriye ulaşırlar. Oğlanlarda ise, enerji ihtiyacı ancak gençlik yıllarında, yani 15-18 yaşlarında artış göstererek, günlük 3000-3500 kaloriye kadar çıkar.

 

Sıvı ihtiyacı: Bedende pek çok önemli işlevi olan su vazgeçilemez bir besin maddesidir. Dokuların gelişimi için suya ihtiyaç vardır. Metabolizma atıklarını ve tuzları dışkılamada görev yapan idrar, su olmadan oluşamaz. Bedenin her gün aldığı sıvı miktarının yarısı, solunum yolları ve deri üzerinden dışkılanır. Bağırsak yoluyla dışkılanan katı dışkının oluşabilmesi için de suya ihtiyaç vardır.
 

Günlük sıvı ihtiyacının yarıya yakını su ve benzeri içeceklerle karşılanır. Burada önemli olan konu su ima alışkanlığının çocuğa kazandırılmasıdır. Su ihtiyacını sürekli başka sıvı gıdalardan karşılar ise çocuk bu ilerde su alımının azlığına yol açabilmektedir. Ayrıca içilen bu sıvı gıdalara yoğun karbonhidrat içerdiğinden de çocuğun fazladan kalori almasına sebep olur ve bu da zamanla kilo artışını getirebilir.
 

Mineraller ve Vitaminler

Dengeli bir karma beslenme, yeterli miktarda mineralleri ve mikro besin maddelerini zaten içerir. Sağlıklı çocuklar için, minerallerin ve vitaminlerin ayrıca alınmasına gerek yoktur. Özel durumlarda doktor ve diyetsiyen konrtolünde alınabilir. 

Sodyum: Sodyum, ağırlıklı olarak tuzdan alınır. Tuz ise, ekmek, salam ve öteki et ürünleri, balık konserveleri ve hemen hemen tüm hazır yemeklerde vardır. Yemeklere ayrıca tuz serpilmesine ise gerek yoktur. Ama ev yemeklerinde genellikle gereğinden fazla tuz kullanılır. Lezzeti arttırmak için mutfak baharatlarının kullanılması ise çok daha sağlıklıdır.


Kalsiyum: Beslenmede kalsiyum miktarı öncelikle süt tüketimine göre oluşur. Küçük çocukların ve okul çocuklarının günlük kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, yarım litre süt (tam yağlı veya yağsız süt veya yoğurt) yeterlidir.
Fosfor: Yeterince protein ve kalsiyum içerikli besinler aynı zamanda yeterli fosforu da içerirler.


Demir: Kana kırmızı rengini veren maddenin oluşumu için demir mutlaka gereklidir. Bu nedenle, beslenmede kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Şu besin maddeleri yüksek oranda demir içerirler: Sakatat türleri, et, et ürünleri, balık, kümes hayvanları, yulaf ezmesi, tam tahıl ekmekleri, baklagiller ve ısırganotu. Demir eksikliğine ve kansızlığa karşı en etkili önlem, çeşitlilik ve değişiklik temeline oturtulmuş bir beslenme biçimidir. Unutlmaması gereken burda önemli nokta koyu çay ve kahve tüketiminin başta demir olmak üzere bir çok vitamin ve mineralin vücuda emilmesinde olumsuz etki yaptığıdır.


Vitaminler

Çeşitlilik ve değişiklik temeline oturtulmuş bir beslenme, gerekli tüm vitaminleri yeterli miktarlarda içerir.

Vitaminler organizmanın büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan, vücutta sentezlenmeyip, dışarıdan alınması gereli olan besin elemanlarıdır. Yeni dokuların yapımı için gerekli olan elementlerdir. 

A ve D vitaminlerinin çok az bir kısmı hariç, insan vücudunda sentez edilmezler ve dolayısıyla günlük besinlerle alınması gerekir. Ancak vitaminlerin tümünü içeren bir besin maddesi olmadığı için çeşitli besinler yeterli ve dengeli bir diyetle alınmalıdır. 

Diyetle alınan yağda eriyen vitaminlerin (A,D.E,K) bir kısmı yağ dokusu ve karaciğerde depolanır. Bu vitaminlerin yetersiz alındığı, yada ihtiyacın arttığı durumlarda bu depolar kullanılır. Böylece vitamin eksikliği aniden meydana gelmez ve belirtiler hemen görülmez. Gereksinimin dışardan karşılanmadığı durumlarda eksik olan vitamin kan düzeyi düşer ve depolar tükenene dek böyle sürer, bunu klinik belirtilerin görülmesi izler. 

İnsan organizmasının çeşitli dönemlerinde vitaminlere olan gereksinimi artıran bu durumlar: Yenidoğan dönemi, prematurite, süt çocukluğu, adölesan dönemi, gebelik dönemi, yaşlılık, enfeksiyon, yara iyileşmesi, PEM, stress, sigara içimi, alkol ve çeşitli ilaçların kullanımı sırasında.


A VİTAMİNİ (Retinol) : Sağlıklı deri ve gözler

Balık karaciğeri yağı, karaciğer, yumurta, tam süt Tereyağ ve margarin, koyu yeşil ve turuncu renkli sebzeler.

Sebze, meyve, yumurta, tereyağı, KC gibi yiyecekler vitamin A'dan zengindir. Besinlerin pişirilmesi, konserve ve dondurma ile Vitamin A da azalma olur. Okside edici ajanlar da Vitamin A'yı tahriş eder. 

Vit-A eksikliği riski sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocukta azdır. Yetersiz beslenme 2-3 yıl sürerse Vit A eksikliği ortaya çıkar. Vit A eksikliği yetersiz barsak emilimi, çölyak hastalığı, hepatit ve pankreas hastalıkları, demir eksikliği anemisi, kronik infeksiyonlar, mineral yağların eksik alımı sonucu da Vit-A eksikliği görülür. 

Vitamin A nın vucutta başlıca iki işlevi vardır:

1- Görmenin, özellikle karanlıkta görmenin sağlanması. Görmede etkili olan Rodopsin pigment ışığa karşı duyarlı olduğu için ışığa maruz kalınca parçalanır. Ortamda yeterince A vitamini bulunursa karanlıkta bu pigment yeniden yapılır. A vitamini eksikliğinde özellikle loş ışıkta görme yeteneği azalır. 

2- Epiteliyal hücrelerin bütunlüğünün sağlanması. Retinol epitelyal yüzeylerin, özellikle solunum yollarının bütünlüğünün sağlanmasında çok önemlidir.

A vitamini besin maddelerinde iki değişik biçimde yer alır. Hayvansal besin maddeleri büyük miktarda doğrudan yararlanılabilecek A vitaminini (retinol) içerir. Bitkisel besin maddeleri ise A vitamininin ilk basamağını(karotin) içerir. Karotin beslenme açısından daha az değerlidir ve organizma tarafından, retinole göre daha kötü kullanılır. Retinol miktarı yüksek olan besin maddeleri, karaciğer, tereyağı, margarin ve yumurtadır. Önemli karotin taşıyanlar ise, havuç, lahana türleri, ıspanak, yeşil fasulye, kırmızıbiber, yeşil salata, maydanoz, kayısı, mandalina ve şeftalidir. 

B-KOMPLEKS VİTAMİNLER

B-Kompleks vitaminleri kimyasal kompozisyonları ve fonksiyonları çok değişen bir çok faktörü içermektedir. Hepsi de birçok enzim sisteminin yapısına girer. B-kompleks vitaminlerin herhangi birinin diette eksik olması diğer B vitamin kaynaklarında kötü etkiler. Çünkü aynı hastada birçok B vitamin eksikliği birarada bulunur ve bu hastalar pratik olarak B kompleks alınarak tedavi edilir.

Vitamin B-1 (Tiamin): Tiamin (B1) - Enerji salınımı
Yağsız domuz eti, sakatatlar, süt ürünleri, bazı sebze ve meyvalar, kabuğu ayrılmamış tahıllar

Bolca karbonhidrat ve az yağ içeren bir beslenme biçiminde bedenimiz bol yağlı bir beslenmeye kıyasla daha çok B1 vitaminine ihtiyaç duyar. Bolca B1 vitamini içeren besinler, domuz eti, jambon, karaciğer, böbrek, tam tahıl ekmekleri ve baklagillerdir.

Vit-B-1 suda eriyen, tiamin pirofosfat veya karboksilaz olarak karbonhidrat metabolizmasında bir koenzim olarak işlem gören bir vitamindir. Tiamin asetilkolin sentezi için gereklidir. Eksikliği sinir iletiminin bozulmasıyla sonuçlanır. Anne sütü, inek sütü, sebze, tahıl, meyve ve yumurta zengin tiamin kanaklarıdır. 

B2 vitamini(riboflavin): Diğer B-kompleks vitaminlerinin eksikliği olmadan izole riboflavin eksikliği nadirdir. Riboflavin sarı,florosans, suda eriyen bir maddedir. Isı ve asite karşı stabildir fakat ışık ve alkali ortamda tahrib olur. Riboflavin gelişme ve doku solunumu için esansiyeldir. Işığa adaptasyonda rol oynayabilir. Karaciğer, böbrek, süt, yumurta, lifli sebzelerde fazla miktarda riboflavin bulunur. Eksikliği genellikle yetersiz alımına bağlıdır. Bilier atrezi, hepatit, probenesid,fenotiazin veya oral kontraseptif kullanımı riboflavin emilimini bozar. Fototerapi riboflavini tahrib eder.

Niasin: Niasin NAD ve NADP gibi iki önemli enzim yapısında yer alır. Karaciğer, somon balığı, kırmızı et, kümes hayvanları niasindan zengin yiyeceklerdir. Tahılların çoğu az miktarda niasin içerir. Niasin eksikliğinde ortaya çıkan klinik tabloya Pellegra denilir ve mısır ile beslenen toplumlarda sık görülür. 

Vitamin B-6 (Pridoksin): Vitamin B-6 pridoksal, pridoksin ve pridoksamin içerir. Bunlar pridoksal-5-fosfata dönüşürler ve amino asitlerin transaminasyon ve dekarboksilasyonunda koenzim olarak rol oynar. Sinir sisteminin fonksiyon görmesinde pridoksinin önemli rolü vardır. Eksikliği konvulsiyonlara ve periferal nöropatiye yol açar. Piridoksin insan ve inek sütünde, tahıllarda yeterli oranda bulunur. Uzun süre ısıtılmasıyla harab olur.Eksiklik belirtileri çocuklarda erişkinlerdeki kadar sık değildir.

Biotin: Biotin bir çok bakteri, mantar, bitki ve protozoadan insana kadar hemen tüm canlılar için bir büyüme faktörüdür. Biotin organizmada bazı karboksilasyon dekarboksilasyon ve transaminasyon reaksiyonlarını, serbest yağ asidi sentezini katalize eder. Biotin karaciger, yumurta sarısı, pişirilmiş tahıllarda bol bulunur. Günlük gereksinim yenidoğanda 35 mg, erişkinlerde 100-200 mg dir. Çiğ yumurtada bulunan avidin biotin antagonistidir. Bu nedenle çiğ yumurtanın fazla miktarda ve uzun süre alınması biotin eksikliğine yol açar. 

Vitamin B-12: Vitamin B-12 özellikle hayvansal kaynaklı yiyeceklerdeki kobalaminden türeyen, insan vücudunda sentez edilmeyen bir vitamindir. Vitamin B-12 eksikliği diyetteki eksiklik, mideden intrensek faktör salgısının eksikliği veya barsak hücrelerinde resöptörlerin eksikliği sonucu oluşabilir. Çocukluk döneminde nadir görülen bu hastalığin erken tanı ve tedavisi geri dönüşümsüz nörolojik hasar nedeniyle önemlidir. Anne katı bir vejeteryan olmadıkça anne sütü ile beslenen infantlarda vitamin B-12 eksikliği görülmez. 

C vitamini (askorbik asit): Meyve ve sebze önemli C vitamini taşıyıcılarıdır. Önemli ölçüde C vitamini içeren bitkisel besinler ise, patates, kırmızıbiber, lahana türleri, karnabahar, ıspanak ve meyve türlerinden de siyah frenküzümü, çilek, limon, portakal vb. Edinilmiş tecrübelere göre, çiğ meyve yiyenler, C vitaminini genellikle patates ve öteki sebzelerden alanlara kıyasla, C vitamini ihtiyaçlarını daha kolaylıkla ve bollukla karşılayabilirler. Patatesten ve öteki sebzelerden kazanılan C vitamininin niceliği ve niteliği ise bu sebzelerin bekletilme koşullarına ve pişirilme biçimlerine göre değişiklikler gösterir. Sebzelerin alışılmışın dışında uzun süre yıkanmaları ve patatesin suda bekletilmesi durumlarında da C vitamininin önemli bölümü yitirilebilir. Bu sebzelerin uzun süre pişirilmeleri ve uzun süre sıcak tutulmaları da C vitamini kaybına yol açar. 

D vitamini (kalsiferol): Büyüme çağında organizmanın, özellikle kemik gelişimi için D vitaminine ihtiyacı vardır. D vitamini deri tarafından üretilir. Balık yağları, ringa balığı, yumurta sarısı, krema, karaciğer, tereyağı ve margarin önde gelen D vitamini taşıyıcılarıdır. 

Vitamin E (alfa-tokoferol) Vit-E, yağda eriyen bir vitamin olup, kuvvetli bir antioksidan ajandır, ultraviole ışığına karşı ve alkali ortamda unstabildir. Oksijen ve demir ile hızla okside olur. Safranın emilimi için gereklidir. Vitamin-E nin biyolojik olaylardaki esas rolü tam olarak bilinmemekle beraber, hücre membranlarında hem yapısal hem de fonksiyonel olarak etkisi vardır. Vitamin-E açığa çıkan serbest radikalleri tutarak, özellikle poliansature yağ asitlerini oksidasyondan korur. Yeşil yapraklı, lifli sebzelerde, çikolotada, baklagillerde, değişik tohumlarda ve bitkisel yağlarda vitamin-E bol bulunur. 

Çocuklarda beslenme sorunları ve alışkanlıkları
Genellikle okulda ve okul dışında tek başına kalan çocukta yanlış beslenme alışkanlıkları sıkça görülmektedir. Çocuğun ne miktarda ve hangi tür besinlere ihtiyacı olduğunu bilmemesi, düzensiz besin alımı, yanlış besin seçimi, besinlerin hazırlanması, pişirilmesi ve saklanmasında hatalı uygulamalar, okullarda verilen ve yenilen besinlerin uygun olmayışı beslenme sorunlarına neden olmaktadır. Başlıca sorunlar anemi (kansızlık), şişmanlık veya zayıflık, vitamin yetersizlikleri, basit guatr çürükleridir.

En önemli sorun sabah kahvaltısının ihmal edilemesidir. Burda ebeveyinlerin de büyük sorumluluğu vardır. Hiç bir öğrenci kahvaltı etmeden dışarı gönderilmemeli. Kahvalı en önemli öğünümüzdür bunnu sakın unutmyaın. Aç karınına okula giden bir öğrencinin kan şekeri düşük olacağından ister istemez çocuğu derselrini algılama ve anlama, konsantre olma, hızlı dünme gibi davranışlar sergilemeyecektir. Çocuklarımızın başarısızlıklarını sorgularken beslenme saaatlerinin düzensizliklerini de sorgulamamız gerekmektedir.

Diğer önemli bir konu öğle yemeklerinde yapılan düzensizlikleridir. Özellikle okul yemekhanesinin tercih edilmeden fast-food tarzı gıda ile beslenen çocuklar içindir. 14 yaşında total kollesterolü 270 gelen üyelerim oldu. Bu nedenle anne ve babalara lütfen şimdiden çocuklarınızın beslenmesiyle aykından ilgilenin diyorum. Biraz önceki yüksek kolsterollü üyemin de ailesi diş hekimydi. Bu nedenle çocukların olabildiğince okulda okul yemekhanesi tecih etmeleri özendirilmelidir. Abur cubur tüketimi yerine meyve alışanlığı kaznadırlımalıdır. Çoğunlukla öğrenciler okula meyve götürmeyi bir karizma sorunu gibi algılayıp okulda meyve yerken karizmalarının dağlacağını düşünmektedirler. Bu düşüncenin sağlıklı ve kalitelibir hayat isteyen kişiler için yanlıkş bir düşünce ratzı olduğu çocuklara analtılamlı ve ikna edilmelidir. Aksi halde düzensiz ve dengesizi beslenem sorunlarının yol açtığı sorunlarla bir mutlaka karşı karşıya kalacakları vurgulanmalıdır. Ve o dönemde hem maddi hem de manevi olarak şimdiden çok daha fazla fedakarlık yapmak durumunda kalacaklardır.


7-9 yaş arası günlük ortalama tüketim miktarları:

1- Er ve benzeri
Toplam 130 gr
Yumurta 50 gr
Et ve kurubaklagil 80 gr


2- süt ve türevleri
süt ve yoğurt 500 gr
peynir 30 gr

3- sebze ve meyveler
yeşil ve sarı 250 gr
turunçgiller ve domates 100 gr
diğerleri 150 gr

4- tahıllar
ekmek 200 gr
pirinç, makarna, bulgur 40 gr

5- yağlar ve şekerler
katı ve sıvı yağ 40 gr
şeker 40 gr
pekmez, bal, reçel 25 gr